|
PEYGAMBERLERİN SIFATLARI:
Peygamberler, insan olmakla birlikte, diğer insanlardan farklı bir takım sıfatlarla donatılmıştır. Bu, onların elçi, rehber ve önder oluşlarının tabii bir sonucudur. Peygamberin sıfatları emanet, sıdk, fetanet, ismet ve tebliğ olmak üzere beş tanedir.
1. Emânet:
Güvenilir olmak demektir. Peygamber her bakımdan güvenilen kimsedir. Onlar, insanların en emini, en dürüstü ve en doğru olanlarıdır. Peygamber asla emanete hıyanet etmez. Allah’ın emirlerine doğruluk ve samimiyetle uyar, haramları kesinlikle işlemez. Hz. Muhammed (s.a.s)'e daha peygamberlik gelmezden önce, Mekke müşrikleri tarafından “Muhammedü’l-Emin (kendisine güvenilen Muhammed)” lakabının verilmesi tarihi bir olaydır.
2. Sıdk:
Doğru olmak demektir. Peygamber doğru ve dürüst kimsedir. Kesinlikle yalan söylemez. Sözü gerçeği yansıtır. Sözlerinin doğruluğu, gerektiğinde mucizelerle desteklenir. Sıdk’ın zıddı olan kizb (yalan söylemek) peygamber hakkında düşünülemez. Çünkü peygamber, her şeye gücü yeten Allah’ın yeryüzündeki elçisidir. Bu elçiliğin yalan ve hiyanetle etkisiz ve sonuçsuz kalmasına Cenâb-ı Hak izin vermez.
3. Fetânet:
Zeki, akıllı ve hikmet sahibi olmak demektir. Peygamber gerçekten insanların en zekisi ve hikmet sahibi olanıdır. Aptal, ahmak ve geri zekâlı birisinin peygamber olduğu görülmemiştir. Toplumunu ikna edip, onlara önderlik yapabilmek için peygamberin akıllı olması gerekir. Fetanetin zıddı olan “akılsızlık” ve “gaflet” peygamber için düşünülemez.
4. İsmet:
Günahsız oluş, Allahü Teâlâ tarafından büyük veya küçük günahlardan koruma altında bulunmak demektir.
Kur’an-ı Kerim’de, Hz. Adem’in, Hz. Musa’nın ve diğer bazı peygamberlerin hata işlediklerinden ve Cenâb-ı Hakk’ın onların bu hatalarını bağışladığından söz edilir. Hatta Hz. Muhammed’in de bazı konularda vahiy yoluyla doğru yola iletildiği belirtilir.121 Ancak bunlar çok küçük “zelle” denilen ayak sürçmeleri olup, istemeyerek peygamberden sadır olabilmiştir. Mesela, Hz. Adem’in yasak ağaçtan yemesi; şeytana güvenmesi ve henüz kötülüğün ne olduğunu tecrübeyle görmemesi yüzünden olmuştur. Daha sonra Yüce Allah O’nu affetmiş ve kendi nesline peygamber olmuştur.
Hz. Muhammed’in, (s.a.s), Abese sûresi ile uyarıldığı şu olayı da “zelle”ye örnek verebiliriz. Rasulullah (s.a.s) Kureyş ileri gelenlerine dini telkinde bulunurken, bir âmâ olan Abdullah İbni Ümmi Mektûm (r.a.), O’nun bu irşadından habersiz olarak içeri girmiş ve yüksek sesle; “Allah’ın sana öğrettiklerinden bana da öğret” diye seslenmiş ve bu sözünü bir kaç defa tekrar etmişti. Bu durumdan memnun kalmayan Allah’ın elçisi yüzünü ekşitip öbür yana çevirmiştir. Bunun üzerine Abese sûresi inmiş ve Rasulullah’a (s.a.s) bu davranışının uygun olmadığı bildirilmiştir.122
Kur’an-ı Kerim’de, açıkça ismet sıfatı zikredilmez. Ancak peygamberlerin, Allah’ın tam murakabesi altında oldukları belirtilir.123 Buna Hz. Yûsuf’un durumunu örnek verebiliriz.
Züleyha, nüfuzunu ve kadınlık cazibesini kullanarak Hz. Yusuf’u aldatmak istediği sırada Yüce Allah’ın koruması açıkca görülür. Cenâb-ı Hak şöyle buyurur: “O kadın, andolsun, ona niyyeti kurmuştu. Eğer Rabbinin bürhanını görmemiş olsaydı, belki Yûsuf da onu kasd etmiş gitmişti.”124
Ahmed b. el-Mübarek bu ayetin tefsiri ile ilgili olarak şöyle der: Ümmî mürşidim Abdülaziz ed-Debbağ’a; “Yûsuf (a.s)’un o kadına kasd ve niyyet ettiği şey ne idi?” diye sordum. Şu cevabı verdi: “Onu dövmekti”. Bunun üzerine, kendisine bazı müfessirlerin bu konuda söyledikleri açıklamalardan söz ettim. Bunları şiddetle red ederek dedi ki; “Peygamberlerin ma’sumluğu nerede kaldı? Allah’ın bir veli kuluna feth (kalbin manen açılması hali) vaki olduğu zaman, Allah onun yetmiş iki zulmet damarını söküp atar ki, onların bir kısmından yalan, bir kısmından kibir, kimisinden riya, kimisinden dünya sevgisi, kimisinden de şehvet ve zina sevgisi ve benzeri kötülükler neş’et ediyordu. Allah’ın veli kulları hakkında durum böyle olunca, ismet sıfatıyla yaratılan ve koruma altında bulunan bir peygamberin nasıl olması gerektiğini düşün.”125
Sonuç olarak, peygamber büyük küçük bütün günahlardan her türlü küfürden korunmuştur. Peygamberlikten önce bile ondan küfür türünden bir günah sadır olmaz.126
5. Tebliğ:
Tebliğ Allah’tan aldığı vahyi, olduğu gibi bildirmesidir. Peygamber, Allah’tan aldığı vahyi olduğu gibi insanlara ulaştırır. Bu tebliğde ne bir fazlalık ve ne de bir eksiltme yapamaz. Onlar vahiyden hiçbir şeyi gizlememişlerdir. Aksi halde görevlerinde hiyanette bulunmuş olurlardı.
Tebliğ sıfatının zıddı olan “gizleme”, peygamberler için düşünülemez.
(kaynak: Hamdi Döndüren).
|